Ağasar Portal Ağasar Portal

Ağasar Vadisi'nin Tarihsel, Etimolojik ve Sosyokültürel Analizi

NI
Yazar
Nizami Comez
Tarih
15 Ocak 2026
Görüntüleme
77
Ağasar Vadisi'nin Tarihsel, Etimolojik ve Sosyokültürel Analizi

Ağasar Vadisi'nin Tarihsel, Etimolojik ve Sosyokültürel Analizi: Arşiv Belgeleri Işığında Bir İnceleme


Giriş: Doğu Karadeniz Toponimisinin Tarihsel Derinliği ve Metodolojik Yaklaşım

Anadolu coğrafyası, binlerce yıllık tarihsel süreç içerisinde sayısız medeniyete ev sahipliği yapmış, bu medeniyetlerin her biri coğrafi mekanlar üzerinde kendi dillerinin, kültürlerinin ve dünya görüşlerinin izlerini bırakmıştır. Yer adları bilimi olarak adlandırılan toponimi, yalnızca haritalar üzerindeki isimleri inceleyen bir disiplin değil, aynı zamanda o coğrafyanın tarihsel belleğini, etnik yapısını, ekonomik faaliyetlerini ve sosyokültürel dönüşümlerini çözümleyen bir arkeoloji sahasıdır.


Doğu Karadeniz Bölgesi, bu bağlamda Anadolu'nun en karmaşık ve zengin toponimik katmanlarına sahip alanlarından biridir. Antik çağlardan itibaren Pontus sahası olarak bilinen, Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu'nun egemenliğinde kalan ve nihayetinde Türk boylarının, özellikle Çepnilerin yoğun iskân politikalarıyla Türkleşen bu bölge, yer adlarında çok katmanlı bir yapı sergiler.


Bu raporun temel inceleme nesnesini oluşturan Şalpazarı ve Ağasar isimleri, bölgenin tarihsel kimliğinin en belirgin iki taşıyıcısıdır. Günümüzde Trabzon iline bağlı bir ilçe olan Şalpazarı ve bu ilçenin hayat bulduğu vadiye verilen Ağasar ismi, halk arasında dolaşan rivayetlerle, akademik araştırmaların bulguları arasında ilginç bir kesişim kümesi oluşturmaktadır.

Elinizdeki rapor, bu iki ismin kökenine dair halk arasında yaygın olan, kaynağı belirsiz metinlerdeki iddiaları (Şal dokumacılığı, Şar/Şehir kökeni, Akhisar/Ağasar dönüşümü ve halk efsaneleri) mercek altına almaktadır. Bu iddiaların doğruluğu veya yanlışlığı, sadece kelime kökenlerini değil, aynı zamanda bölgenin 15. yüzyıldan itibaren geçirdiği idari, askeri ve ekonomik dönüşümleri de aydınlatacaktır.


Araştırma metodolojimiz, üç ana sütun üzerine inşa edilmiştir. Birincisi, Osmanlı bürokrasisinin titizlikle tuttuğu Salnameler (Yıllıklar) ve Tahrir Defterleri gibi birincil arşiv kaynaklarının incelenmesidir. İkincisi, Türk dilinin tarihsel fonetiği ve ağız araştırmaları ışığında kelimelerin uğradığı ses değişimlerinin (fonetik erozyon, benzeşme vb.) analiz edilmesidir. Üçüncüsü ise, bölgenin baskın etnik unsuru olan Çepni boyunun kültürel pratiklerinin (dokumacılık, kıyafet kültürü, sözlü edebiyat) yer adlarına etkisinin etnografik verilerle tartışılmasıdır.


Raporumuzda, özellikle "Şalpazarı" isminin bölgedeki ekonomik üretim modeliyle (textile-based toponymy) olan ilişkisi ve "Ağasar" isminin askeri bir yapıdan (Akhisar Kalesi) coğrafi bir vadi ismine dönüşüm süreci, "ikinci ve üçüncü dereceden içgörüler" (second and third-order insights) ile desteklenerek sunulacaktır. Yani, veriler sadece sunulmayacak; örneğin, bir kalenin adının neden "Akhisar" olduğu ve bu ismin nasıl "Ağasar"a dönüştüğü, bölgedeki Türk yerleşim stratejileri ve ağız özellikleri bağlamında nedensellik ilişkileriyle açıklanacaktır.



Bölüm I: Şalpazarı Adının Kökeni: İktisadi Tarih ve İdari Yapılanma

Şalpazarı ismi, bir yerleşim biriminin adının, o yerleşimin temel ekonomik faaliyetinden nasıl türediğini gösteren en kristalize örneklerden biridir. İsmin kökenine dair yürütülen tartışmalar genellikle iki ana eksende toplanır: "Şar" (Şehir) kökeni ve "Şal" (Dokuma) kökeni. Bu iki teori, birbirini dışlayan değil, aksine tarihsel süreçte birbirini tamamlayan ve dönüşen kavramlar olarak karşımıza çıkmaktadır.


1.1. Osmanlı Salnamelerinde "Şar Pazarı" ve İdari Statü

Osmanlı İmparatorluğu'nun taşra teşkilatında yerleşim yerlerinin kaydedilmesi, vergi toplama ve nüfus kontrolü açısından hayati önem taşırdı. Bölgeye dair en somut yazılı kanıtlardan biri olan Trabzon 1320-1902 Salnamesi, ilçenin adını açıkça "Şar Pazarı" olarak kaydetmektedir. Bu kayıt, toponimik analizde kritik bir başlangıç noktasıdır. "Şar" kelimesi, Farsça kökenli "Şehir" kelimesinin Anadolu Türkçesindeki yaygın söyleniş biçimidir (Örn: Eskişehir, Nevşehir isimlerinde olduğu gibi, halk ağzında 'Şar' kullanımı yaygındır).  


Ancak, Şalpazarı'nın coğrafi konumu ve tarihsel yerleşim dokusu incelendiğinde, buranın klasik anlamda surlarla çevrili büyük bir "şehir" (city) olmadığı, aksine dağınık yerleşimin (scattered settlement) hakim olduğu Karadeniz coğrafyasında, belirli günlerde kurulan bir "pazar yeri" (marketplace) etrafında şekillenen bir merkez olduğu görülür. Bu noktada "Şar" kelimesinin kullanımı iki farklı olasılığı gündeme getirir:

  1. İdari Merkez Atfı: Bölgenin, çevresindeki köyler (karyeler) için bir merkez (şehir/kasaba nüvesi) teşkil etmesi nedeniyle "Şar Pazarı" (Şehir Pazarı) olarak adlandırılmış olması. Beşikdüzü'nün eski adının "Şarlı" olması, bu bölgedeki idari isimlendirmelerde "Şar" kökünün aktif olarak kullanıldığını gösterir.  


  1. Fonetik Benzeşme ve Üretim Odaklı İsimlendirme: "Şar" kelimesinin, bölgenin asıl ürünü olan "Şal" ile fonetik yakınlığı ve halkın zihninde bu iki kelimenin kaynaşması.


1.2. "Şal" Dokumacılığı: Bir Üretim Tarzı Olarak Toponimi

Şalpazarı isminin en güçlü ve maddi temellere dayanan kökeni, bölgenin yüzyıllardır süregelen tekstil üretimidir. "Şal"; yünden dokunan, dayanıklı, soğuk iklim koşullarına uygun bir kumaş türüdür. Çepni Türklerinin hayvancılıkla iştigal etmesi, yün hammaddesinin bolluğunu sağlamış, bu da dokumacılığın gelişmesine zemin hazırlamıştır.

Bölge halkı, kendi el tezgahlarında (düzen) ürettikleri dırmaç, urgan, bel bağı, zıpka, aba ve şal gibi ürünleri belirli bir merkezde toplayıp satmışlardır. Bu ticaret merkezi, zamanla satılan ürünün adıyla özdeşleşerek "Şal Pazarı" adını almıştır. Tarihsel kaynaklar, Trabzon ve çevresinin M.Ö. 5. yüzyıldan beri keten ve yün dokumacılığında bir ihracat merkezi olduğunu, hatta "Trabzon bezi" veya "ketan" olarak bilinen ürünlerin bölge ekonomisinin can damarı olduğunu belirtmektedir. Ancak Şalpazarı özelinde, sahildeki keten (kenevir) üretiminden ziyade, yayla kültürüne bağlı yün (şal) üretimi baskındır.  


Salnamelerdeki "Şar Pazarı" kaydı ile halk arasındaki "Şalpazarı" kullanımı arasındaki geçiş, dilbilimsel bir olgu olan halk etimolojisi (folk etymology) ve ses değişimleri ile açıklanabilir.

Tablo 1: Şalpazarı İsminin Etimolojik Katmanları

İsim VaryasyonuKullanıldığı Kaynak/DönemKöken ve AnlamSosyolojik Bağlam
Şar PazarıTrabzon Salnamesi (1320/1902)Farsça Şahr > Türkçe Şar (Şehir)

Bölgenin idari ve ticari merkez (şehir) olma iddiası. Resmi kayıt dili.

Şal PazarıHalk Ağzı / Modern KayıtlarTürkçe Şal (Yün Kumaş)

Bölgenin ana üretim maddesi olan şal kumaşının satıldığı yer. Ekonomik kimlik.

Şarlı19. Yüzyıl ArşivleriŞar + (Şehirli/Şehre ait)

Beşikdüzü ve Şalpazarı'nı kapsayan nahiye adı. Bölgesel aidiyet.

Şalpazarı1987 (İlçe Kanunu)Resmi Entegrasyon

Halk ağzındaki kullanımın resmileşmesi ve standartlaşması.

 

1.3. Fonetik Dönüşüm Analizi: "R" ve "L" Sesi İlişkisi


Türkçede ve özellikle Karadeniz ağızlarında akıcı ünsüzler olan "r" ve "l" arasında geçişkenlik mevcuttur. "Şar" kelimesinin zamanla "Şal"a dönüşmesi veya "Şal" kelimesinin resmi kayıtlara "Şar" olarak geçmesi, bu fonetik akışkanlığın bir sonucudur. Ancak buradaki asıl belirleyici faktör, kelimenin anlam yüküdür. Halk, soyut bir "Şehir Pazarı" kavramındansa, somut ve geçim kaynağı olan "Şal Pazarı" kavramını benimsemiştir.

Niyazi Gürgen'in araştırmaları, bölge halkının "zamanla bu giyim ve dokuma mallarının alım-satımının yapılması nedeniyle Şarpazarı adının Şalpazarı'na dönüştüğünü" belirtmesi, bu tezi destekler niteliktedir. Dolayısıyla, elinizdeki metinde geçen "Şal dokumacılığı" ve "Şar/Şehir kökeni" iddiaları, birbirini çürüten değil, tarihsel süreçte birbirine eklemlenen doğrulardır. Bölge hem bir "Şar" (Merkez/Nahiye) idi hem de bu merkezin alamet-i farikası "Şal" idi.  


Bölüm II: Ağasar Adının Kökeni: Bir Kalenin Gölgesinden Vadiye Yayılan İsim

Şalpazarı ilçesinin üzerinde bulunduğu vadi ve bu vadiyi sulayan dere, halk arasında ve yerel literatürde "Ağasar" olarak bilinmektedir. Bu ismin kökeni, dilbilimsel ve tarihsel açıdan incelendiğinde, bölgenin askeri tarihine ışık tutan çarpıcı sonuçlar ortaya çıkmaktadır.


2.1. 1516 Tahrir Defteri ve "Akhisar" Gerçeği

Tarihsel coğrafya araştırmalarında en güvenilir kaynaklar, Osmanlı'nın bölgeyi fethinden hemen sonra tuttuğu Tahrir Defterleridir. Bu defterler, vergiye tabi her türlü mülkü, araziyi ve yerleşim birimini kaydeder. H.921 (M.1516) tarihli Osmanlı belgesinde, bugün Ağasar olarak bildiğimiz vadi ve dere, şüpheye yer bırakmayacak şekilde "Akhisar Deresi" olarak kaydedilmiştir. Bu kayıt, sonraki yüzyıllarda da devam etmiş, Salnamelerin "Şarlı Nahiyesi Hakkında Malumat" kısımlarında dere isminin "Akhisar Deresi" olarak geçtiği görülmüştür.  


Bu tarihsel belge, "Ağasar" kelimesinin kökeninin, Türkçe "Ak" (Beyaz) ve "Hisar" (Kale) kelimelerinin birleşiminden oluşan "Akhisar" olduğunu kesin olarak kanıtlamaktadır. Peki, bu "Akhisar" nerededir ve neden bu isim verilmiştir?


2.2. Kalecik (Ağasar) Kalesi: İsmin Somut Dayanağı

Bir yere "Akhisar" denilmesi için, orada fiziksel olarak bir "hisar"ın (kalenin) bulunması şarttır. Şalpazarı vadisinde yapılan yüzey araştırmaları ve arkeolojik incelemeler, bu kalenin varlığını doğrulamaktadır. Şalpazarı ilçesine bağlı Kalecik Mahallesi'nde, vadiye hakim stratejik bir tepede yer alan yapı, halk arasında "Kalecik Kalesi" veya "Ağasar Kalesi" olarak bilinir.  


  • Yapısal Özellikler: Yaklaşık 40 x 40 metre boyutlarında olan kale, Geç Bizans dönemine tarihlendirilmekte olup, Osmanlı döneminde de kullanılmıştır. Üç duvarı günümüze kadar ulaşan kale, 1997 yılında taşınmaz kültür varlığı olarak tescillenmiştir.  


  • Stratejik Konum: Kale, Karadeniz sahilinden iç kesimlere (Gümüşhane/Bayburt) uzanan ticaret ve askeri geçiş yollarını kontrol eden bir noktadadır. "Ak" sıfatı, muhtemelen kalenin yapımında kullanılan kireçtaşı veya açık renkli taşlardan ya da stratejik olarak "yüz akı" (güvenilir) bir konumda olmasından kaynaklanmaktadır.


2.3. Dilbilimsel Dönüşüm: Akhisar'dan Ağasar'a

Elinizdeki metinde geçen "Akhisar/Ağasar dönüşümü" iddiası, Türkçenin ses bilgisi kuralları çerçevesinde tamamen bilimsel bir zemine oturmaktadır. Bu dönüşüm, rastlantısal değil, kurallı bir aşınma sürecidir.


Süreç Analizi:

  1. Orjinal Form: Akhisar

  2. K > Ğ Yumuşaması: Türkçede kelime ortasındaki "k" sesi, özellikle iki ünlü arasında kaldığında veya akıcı bir konuşma dilinde yumuşayarak "ğ" sesine dönüşür. Bu durum Trabzon ağzında çok yaygındır (Örn: Ekmek > Etmek değil ama Bakacak > Bağacak gibi). Burada "Ak" hecesindeki "k", bir sonraki hecenin etkisiyle yumuşamıştır. Kaynaklar, "k" harfinin düşmesi veya "ğ"ye dönüşmesinin bölge ağızlarında (Tr., Rz., Gr.) sık görüldüğünü doğrular.  


  1. H Düşmesi (Elision): Türkçedeki "h" sesi gırtlaktan gelen zayıf bir ünsüzdür ve kelime birleşmelerinde sıklıkla düşer (Örn: Pastahane > Pastane, Postahane > Postane). Akhisar kelimesindeki "h" sesi zamanla düşmüş, kelime Ak-isar formuna evrilmiştir.


  2. Ses Kaynaşması (Crasis): Yumuşayan "k" (ğ) ve düşen "h" sesi sonucunda, kelime Ağ-isar ve nihayetinde ünlü uyumları ve ağız özellikleriyle "Ağasar" halini almıştır.

Bu dilbilimsel denklem (Akhisar > Ahisar > Ağasar), bölgedeki yerel tarihçilerin ve akademik kaynakların üzerinde mutabık kaldığı en güçlü tezdir.  


2.4. Alternatif Teorilerin Akademik Eleştirisi

Araştırma sürecinde karşılaşılan bazı kaynaklarda, Ağasar isminin Farsça "su" anlamına gelen "Ab" ve "baş/soğuk" anlamına gelen "Sar" kelimelerinden türediği ("Ab-sar" = Soğuk Su / Suyun Başı) iddia edilmiştir. Hatta bazı İngilizce kaynaklarda "Ab-sar" kelimesinin Pers yer adlarında geçtiği görülmektedir.  

Ancak, bu teori "Ağasar" özelinde zayıf kalmaktadır. Çünkü:


  1. Belge Eksikliği: 1516 gibi erken bir tarihte Osmanlı kayıtları doğrudan Türkçe "Akhisar" ismini kullanmaktadır. Eğer orijinal isim "Ab-sar" olsaydı, Osmanlı katiplerinin bunu "Absar" veya "Avsar" olarak kaydetmesi beklenirdi. "Akhisar" gibi çok net bir Türkçe kelimeye dönüştürmeleri, ismin aslının zaten Türkçe olduğunu gösterir.


  2. Coğrafi Bağlam: Bölgedeki Çepni nüfusu ve Türkçe toponiminin baskınlığı, Farsça bir hidronim (su adı) olasılığını azaltmaktadır. "Ab-sar" teorisi, muhtemelen kelimenin fonetik benzerliğinden yola çıkılarak sonradan üretilmiş, oryantalist veya zorlama bir etimolojik yaklaşımdır.


Benzer şekilde, İngilizce kaynaklarda geçen "Caesar" (Sezar) ile bağlantı kurma çabaları veya "Ab-sar"ın İncil metinlerindeki yeri , Trabzon'daki bu spesifik vadi için geçerli olmayan, genel filolojik benzetmelerdir. Bu vadinin adı Sezar'dan veya Persçeden değil, tepesindeki Türk kalesinden gelmektedir.  



Bölüm III: Sözlü Kültürün Gücü ve "Ağa Sar" Rivayeti

Toplumlar, isimlerinin kökenini unuttuklarında veya bu kökenler silikleştiğinde, kendi kültürel kodlarına uygun hikayeler üreterek boşlukları doldururlar. Bu olguya "halk etimolojisi" (folk etymology) denir. Şalpazarı'nda anlatılan "Ağa sar beni" hikayesi, bu türün en güzel örneklerinden biridir.


3.1. Efsanenin Anatomisi

Rivayete göre, Ağasar vadisinde yaşayan bir genç kız, sevdiği gence (veya bir bey/ağa oğluna) duyduğu aşkı ifade etmek için "Ağa bana sarıl! Ağa beni sar! Ağa sar!" diye seslenmiş ve bu nida zamanla vadinin adı olmuştur.  


Bu hikaye, bilimsel bir tarih verisi olmaktan ziyade, şu kültürel işlevleri yerine getirir:

  • Romantizasyon: Mekâna duygusal bir derinlik katar.

  • Kültürel Bellek: Bölge halkının türkü, mani ve ağız özelliklerini (emir kipiyle konuşma, duygusal dışavurum) yansıtır.

  • Aidiyet: Yerel halkın, yaşadığı coğrafyaya "kendi diliyle" bir anlam yüklemesini sağlar.

Elinizdeki metinde geçen "halk rivayetleri" iddiası, bu bağlamda kültürel bir gerçeklik taşır, ancak tarihsel bir gerçeklik taşımaz. Yani halkın böyle bir rivayete inandığı doğrudur, ancak ismin kökeninin bu olduğu yanlıştır. Akademik bakış açısı, bu tür rivayetleri reddetmek yerine, onları "sözlü kültür mirası" olarak kategorize eder ve kayıt altına alır.



Bölüm IV: Etnik Kimlik ve Çepni Kültürünün İzleri

Şalpazarı ve Ağasar isimlerini anlamlı kılan asıl unsur, bu coğrafyayı yurt edinen insan dokusudur. Bölge, Oğuzların Üçok koluna mensup Çepni boyunun yoğun olarak yaşadığı bir havzadır. Bu etnik homojenlik, yer adlarından kişi adlarına, giyim kuşamdan ekonomik faaliyetlere kadar her alanda belirleyicidir.


4.1. "Temel" İsmi ve Nüfus Kayıtları

Bölge halkının kimliğine dair yapılan araştırmalarda, kişi adları önemli ipuçları sunar. Feridun Emecen ve diğer araştırmacıların 1831 nüfus sayımı üzerine yaptıkları çalışmalar, "Temel" isminin Doğu Karadeniz'de ve özellikle Şalpazarı'nda bir kişi ve sülale adı olarak yoğun kullanımını belgelemektedir. Bu durum, bölge halkının kültürel sürekliliğini ve dışarıdan gelen göçlere karşı korunaklı yapısını gösterir. Çepniler, kendi iç dinamikleriyle yaşayan, geleneklerine bağlı bir topluluk olarak, "Ağasar" kimliğini yüzyıllar boyunca korumuşlardır.

 

4.2. Ağasar Elbiseleri: Giyilebilir Bir Kimlik

"Şal" isminin kökenindeki dokuma kültürü, günümüzde "Ağasar elbiseleri" olarak bilinen özgün bir moda anlayışıyla yaşamaya devam etmektedir. Bu kıyafetler, sadece bir örtünme aracı değil, aynı zamanda Çepni kimliğinin görsel bir bayrağıdır.

  • Bileşenler: Başörtüsü, yelek, etek ve iç gömlek.  


  • Estetik: Parlak renkli kumaşlar, boncuk ve pul işlemeler, canlı renk kombinasyonları.

  • Fonksiyon: Yayla coğrafyasının zorlu koşullarına uygun, rahat hareket etmeyi sağlayan bol kesimler.

Kadırga Şenlikleri gibi büyük organizasyonlarda, binlerce kadının aynı tip Ağasar kıyafetiyle horon tepmesi, "Şalpazarı" (Dokuma Pazarı) isminin tarihsel haklılığını görsel bir şölenle kanıtlamaktadır. 600 yıllık bir geçmişe sahip olduğu belirtilen bu moda, bölgenin tekstil üretimindeki köklü geçmişinin (Salnamelerdeki Şal/Şar kaydının) bugüne uzanan canlı kanıtıdır.  



Bölüm V: Güncel Yansımalar: Bir Marka Olarak Ağasar

Tarihsel kökenlerin ötesinde, Ağasar ve Şalpazarı isimleri bugün modern ekonomide birer marka değeri (Brand Value) taşımaktadır. Bu durum, yerel yönetimlerin ve üniversitelerin işbirliğiyle yürütülen projelerde net bir şekilde görülmektedir.


5.1. Ağasar Balı ve Coğrafi İşaretleme

Vaktiyle "Akhisar Deresi" vadisinde üretilen doğal ürünler, bugün "Ağasar" markasıyla tescillenmektedir. Şalpazarı Belediyesi ve Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) işbirliğinde yürütülen "Ağasar Balı'na Coğrafi İşaret Kazandırma Projesi", ismin ekonomik potansiyelini ortaya koymaktadır. Yapılan bilimsel analizler, bölgedeki endemik bitki örtüsünün (flora) bala kazandırdığı kimyasal özellikleri belirlemekte ve bu ürünün "Ağasar Balı" adıyla uluslararası pazarda yer almasını hedeflemektedir. 2026 yılına kadar tescil sürecinin tamamlanması planlanan bu proje , "Ağasar" isminin sadece tarihi bir vadi adı değil, aynı zamanda bir kalite standardı olduğunu göstermektedir.

 

5.2. Kültürel Turizm

Bölgedeki yayla turizmi, "Ağasar" kültürü üzerine inşa edilmiştir. Turistler, sadece doğayı değil, "Ağasar kıyafetli" insanları, "Ağasar balını" ve "Ağasar (Kalecik) kalesini" görmek için bölgeye gelmektedir. Bu durum, toponiminin (yer adının) turizm ekonomisindeki çarpan etkisine işaret eder.


Sonuç olarak ise;

Elinizdeki eski ve kaynağı belirsiz metinde yer alan iddiaların, Osmanlı arşiv belgeleri, akademik araştırmalar ve saha çalışmaları ışığında yapılan kapsamlı analizi, şu net sonuçları ortaya koymaktadır:


  1. Şal Dokumacılığı İddiası (Doğru): Şalpazarı adı, bölgenin yüzyıllardır süregelen yünlü dokuma (Şal) üretiminin ve ticaretinin merkezi (Pazarı) olmasından gelmektedir. Bu durum, bölgenin ekonomik tarihinin ismine yansımasıdır.

  2. Şar/Şehir Kökeni İddiası (Kısmen Doğru ve İlişkili): Salnamelerde geçen "Şar Pazarı" ifadesi, "Şehir" anlamına gelse de, bu kullanım zamanla üretilen ürün olan "Şal" ile fonetik ve anlamsal olarak kaynaşmıştır. "Şar" kelimesi, idari bir merkez olma iddiasını; "Şal" kelimesi ise ekonomik gerçekliği temsil eder.


  3. Akhisar/Ağasar Dönüşümü İddiası (Kesinlikle Doğru): 1516 tarihli belgeler vadinin adını "Akhisar" olarak kaydeder. Kalecik'teki kale bu ismin kaynağıdır. "Akhisar"ın "Ağasar"a dönüşümü, dilbilimsel ses olaylarıyla (k>ğ, h düşmesi) tamamen açıklanabilir ve bilimseldir.


  4. Halk Rivayetleri (Kültürel Olarak Doğru, Tarihsel Olarak Yanlış): "Ağa sar beni" gibi hikayeler, halkın hayal gücünün ürünüdür. İsim kökenini açıklamazlar ancak bölgenin folklorik zenginliğini yansıtırlar.

Sonuç olarak, Şalpazarı ve Ağasar, Türklerin Anadolu'yu vatan yapma sürecinde coğrafyaya vurdukları Türkçe mühürlerin, ekonomik üretimle ve askeri mimariyle nasıl şekillendiğini gösteren müstesna örneklerdir. Elinizdeki metin, bazı folklorik süslemeler içerse de, ana omurgası itibarıyla tarihsel gerçeklerle büyük oranda örtüşmektedir.


Research: Ali Çömez @Slaweally

Belge olarak indir


Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yap

Telefon numaranız yayınlanmayacaktır.