Karadeniz’in Renkli Vadisi ve Çepni Kültürünün Yaşayan Efsanesi: Ağasar (Şalpazarı)
Doğu Karadeniz’in sarp yamaçlarında, yeşilin binbir tonunun sisle dans ettiği, kemençenin ritminin yürek atışlarıyla birleştiği bir vadi uzanır. Haritalarda adı Şalpazarı olarak geçse de, gönüllerdeki ve dillerdeki adı Ağasar’dır. Trabzon’a bağlı bir ilçe olmanın çok ötesinde, Ağasar; kendine has şivesi, dünyanın en renkli geleneksel kıyafetleri, sert horonu ve köklü Çepni Türkmen kültürü ile adeta açık hava müzesi niteliğinde, yaşayan bir efsanedir.
Bu makalede, Oğuzların izinden sisli yaylalara uzanan Ağasar’ın derinliklerine ineceğiz.
1. Coğrafi Konum ve "Ağasar" Adının Kökeni
Trabzon’un batısında yer alan Şalpazarı, sahilden (Beşikdüzü) yaklaşık 15-20 kilometre içeride, Ağasar Deresi’nin hayat verdiği derin bir vadi boyunca kurulmuştur. Denizden yüksekliği ilçe merkezinde ortalama 300 metre civarında olsa da, güneye doğru çıkıldıkça bu rakım 2000 metrelere, Sis Dağı’nın zirvesine kadar ulaşır. Coğrafyası sert, yamaçları dik, ormanları gürdür.
Yöre halkı bölgeyi tanımlarken genellikle resmi adı olan "Şalpazarı" yerine "Ağasar" adını kullanır. "Ağasar" kelimesinin kökenine dair çeşitli rivayetler bulunmakla birlikte, en kabul gören görüş; bölgeden geçen derenin (Akhisar Deresi zamanla Ağasar Deresi’ne dönüşmüştür) vadiye adını verdiğidir. "Şalpazarı" ismi ise, 19. yüzyılda bölge halkının dokuduğu ünlü şalların pazarlandığı bir ticaret merkezi olması nedeniyle verilmiştir.
2. Tarihsel Derinlik: Oğuzların Çepni Boyu
Ağasar’ı anlamak için Çepni kültürünü anlamak şarttır. Şalpazarı halkının tamamına yakını, Oğuz Kağan Destanı’na göre Oğuzların Üçoklar koluna mensup, Gök Han’ın oğlu olan Çepni boyundan gelmektedir. Tarihçi Faruk Sümer’in de belirttiği gibi, Çepniler Anadolu’nun Türkleşmesinde en aktif rolü oynayan, "nerde yağu (düşman) görse orada savaşan" cesur bir boydur.
ve 14. yüzyıllarda Sinop ve Ordu üzerinden Doğu Karadeniz’e yayılan Çepniler, Ağasar vadisini yurt edinmişlerdir. Bölge, Osmanlı hakimiyetine girmeden önce ve sonra da bu Türkmen kimliğini çok sıkı bir şekilde muhafaza etmiştir. Ağasar, izole coğrafi yapısı sayesinde dış etkilerden az etkilenmiş, böylece Orta Asya’dan getirdikleri dil, inanç motifleri, giyim ve yaşam tarzını yüzyıllar boyunca bozulmadan bugüne taşıyabilmiştir. Bugün bile kullanılan yerel şivede, Öz Türkçe kelimelerin yoğunluğu dikkat çekicidir.
3. Dünyaya Bedel Bir Görsel Şölen: Ağasar Kıyafetleri
Şalpazarı denince akla gelen ilk imge, şüphesiz kadınların giydiği o büyüleyici kıyafetlerdir. Ağasar kadını, sadece özel günlerde değil, tarlada çalışırken, pazara giderken veya evinde otururken bile bu geleneksel kıyafetleri üzerinden çıkarmaz. Bu, bir kostüm değil, bir yaşam biçimidir.
Ağasar kıyafetleri renk cümbüşü gibidir; canlı turuncular, parlak pembeler, morlar ve kırmızılar hakimdir. Bu kıyafetin parçaları şunlardır:
Fistan: Genellikle kadife veya saten kumaştan dikilen, belden büzgülü, etek uçları fırfırlı (balonlu) ana elbisedir.
Yelek: Fistanın üzerine giyilen, kenarları işlemeli, canlı renklerdeki üstlüktür.
Kuşak (Lahori): Bele sarılan, genellikle yün veya ipekten dokunmuş, desenli kuşaktır.
Peştamal: Belden aşağıya bağlanan, yöreye has çizgili dokumadır.
Baş Bağlama: Ağasar kadınının baş bağlama şekli çok karakteristiktir. Yazma veya çemberin üzerine bağlanan ince tülbentler ve süslemelerle kendine has bir tarz oluşturulur.
Bu kıyafetler, UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras listelerine girebilecek kadar özgün bir değere sahiptir. Kıyafetlerdeki renklerin ve bağlama şekillerinin, giyen kişinin medeni durumunu veya yaşını ifade eden gizli kodlar taşıdığı da söylenir.
4. El Sanatları: İlmek İlmek İşlenen Kültür
Bölge ekonomisi ve kültürü, el sanatlarıyla iç içedir. Şalpazarı isminin kaynağı olan "Şal" dokumacılığı günümüzde azalmış olsa da, Ala Çorap (nakışlı yün çorap) geleneği hala çok güçlüdür.
Çepni kadınlarının ellerinde şekillenen bu çoraplar, sadece ayağı sıcak tutmak için değil, bir sanat eseri olarak örülür. Çorapların üzerindeki motiflerin her birinin bir adı ve hikayesi vardır. "Koç boynuzu", "Sinek kanadı", "Yarimle gezdiğim yollar" gibi motif isimleri, dokuyucunun özlemlerini ve hayallerini yansıtır. Bunun yanı sıra, kaşıkçılık (şimşir kaşık), sepet örmeciliği ve kemençe yapımı da bölgedeki diğer önemli zanaatlardır.
5. Müziğin ve Horonun Sert Yüzü: Ağasar Horonu
Karadeniz müziği genel olarak hareketlidir, ancak Ağasar’ın müziği ve horonu kendine has bir sertliğe ve dinamizme sahiptir. Ağasar horonu, "Dik Horon" olarak da bilinir ve vücut hareketlerinin, omuz titretmelerin (aşağı alma) en belirgin olduğu horon türüdür.
Kemençe, Ağasar’da bir çalgı aleti olmaktan öte, ruhun tercümanıdır. Ağasar tavrı denilen kemençe çalma üslubu, diğer Karadeniz yörelerinden ayrılır. Daha ritmik, daha baskın ve daha "tok" bir ses yapısı vardır. "Ağasar’ın Balını" türküsü başta olmak üzere, bölge türküleri tüm Türkiye’de bilinir. Kemençe üstatları, yayla şenliklerinde binlerce kişiyi aynı halkada saatlerce horon oynatabilme yeteneğine sahiptir. Bu horon halkaları, birlik ve beraberliğin en somut göstergesidir.
6. Yayla Kültürü ve Sis Dağı Şenlikleri
Ağasar halkı için yayla, vazgeçilmez bir tutkudur. Yaz ayları geldiğinde, sahilin nemli havasından kaçan halk, hayvanlarıyla birlikte yaylalara göç eder. Bu yaylaların en meşhuru ve en görkemlisi Sis Dağı’dır.
Sis Dağı, adını zirvesinden eksik olmayan sislerden alır. Bulutların üzerinde yürüyormuş hissi veren bu dağ, her yıl Temmuz ayında düzenlenen Sis Dağı Şenlikleri’ne ev sahipliği yapar. Bu şenlikler, Türkiye’nin en kalabalık ve en coşkulu yayla şenliklerinden biridir. On binlerce insan, Çepni kültürünü yaşatmak, hasret gidermek ve horon oynamak için Sis Dağı’nda buluşur. Sis Dağı, 2011 yılında "Milli Park" statüsüne alınarak koruma altına alınmış bir tabiat harikasıdır. Bunun dışında Kadırga Yaylası da (diğer ilçelerle ortak kullanılsa da) Ağasar halkı için büyük önem taşır.
7. Mutfak Kültürü: Lezzetin Doğallığı
Şalpazarı mutfağı, zorlu coğrafi koşulların ve hayvancılığa dayalı yaşamın bir ürünüdür. Mısır, kara lahana, süt ürünleri ve tereyağı başroldedir.
Yağlı Bişi: Yöresel bir hamur işidir.
Isırgan Çorbası: Mısır unu ve ısırgan otuyla yapılan, şifa kaynağı bir çorbadır.
Peynir ve Tereyağı: Ağasar’ın sarı ineklerinden elde edilen sütle yapılan tereyağı (Sarıyağ) ve Minzi (Çökelek) peyniri, kahvaltıların vazgeçilmezidir.
Keşkek: Özellikle düğün ve bayramlarda yapılan, buğday ve etin dövülmesiyle hazırlanan törensel bir yemektir.
8. Turizm Potansiyeli ve Doğal Güzellikler
Şalpazarı, kitle turizmiyle henüz bozulmamış, bakir bir destinasyondur. Acısu mevkii, şifalı olduğuna inanılan maden suyu ile ziyaretçi çeker. Vadinin derinliklerindeki şelaleler, ahşap mimarinin en güzel örneklerini sunan serenderler (nayla) ve eski taş köprüler, fotoğraf tutkunları için eşsiz kareler sunar.
Bölge, trekking ve doğa yürüyüşü için ideal parkurlara sahiptir. Yeşilin içinde kaybolmak, buz gibi dere sularında serinlemek ve gerçek köy hayatını deneyimlemek isteyenler için Ağasar, bulunmaz bir sığınaktır.
Kültürel Bir Miras Olarak Ağasar
Ağasar (Şalpazarı); sadece coğrafi bir bölge değil, Türk kültürünün canlı bir hafızasıdır. Değişen dünya düzenine ve modernizmin tek tipleştirici etkisine inat, Ağasar halkı kimliğine dört elle sarılmıştır. Rengarenk fistanlarıyla yürüyen kadınları, kemençe sesiyle coşan gençleri ve dumanlı dağlarıyla bu vadi, geçmişten geleceğe uzanan sağlam bir köprüdür.
Trabzon’u ziyaret eden herkesin, rotasını sahilden biraz içeriye çevirip bu "Renkli Vadi"yi görmesi, bir bardak çaylarını içmesi ve o eşsiz misafirperverliğe tanık olması gerekir. Çünkü Ağasar’ı görmeden, Karadeniz’in ruhunu tam manasıyla anlamak mümkün değildir
Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!